‘Zayıflama’ kategorisi için Arşiv

Bilinmesi Gereken Araştırmalar

Cumartesi, 09 Ocak 2010

Diğer araştırmalar, çiğ (kaynatılmamış) sütle peynir mayalanmasının, katı yağların doğasında tam bir değişim yarattığını gösteriyor. Aslında, bağırsaklarda emilmesini tamamen nötralize edecek oranda değişime uğrayan, doymuş yağın molekül yapısıdır. Dolayısıyla taze sütten yapılan geleneksel peynirin kalp-damar sistemine hiçbir kötü etkisi bulunmaz.

Besinsel yağlar (lipidler) yüzde 98 oranında; bir alkol molekülü (gliserol) ile üç yağ asidi molekülünden oluşan triglisidlerden meydana gelir. Doymuş yağlardan sadece 2 numaralı pozisyondaki yağ asitleri bağırsaklarda iyi emilir. Oysa, katı yağların molekül yapısını değiştiren çiğ sütteki doğal mayalanma 2 numaralı pozisyondaki yağ asitlerinin büyük bir bölümünü ortadan kaldırır.

Böylelikle, çiğ sütten yapılma bir peynirde doymuş yağ oranı yüksek bile olsa, bağırsaklarda emilen kısmı çok azdır. Aynı zamanda çok az doymuş bir katı yağ tüketimine rağmen, yüksek bir kolesterol oranı olmasının PP vitamini eksikliğine bağlı olabileceği de bilmek gerekir.

Yağlar ile Sağlıklı Zayıflama

Çarşamba, 30 Aralık 2009

Gün geçmiyor ki zeytinyağı ve içindeki maddelerin yararları ile ilgili yeni bir keşif daha yapılmasın. Chicago’daki Northwestern Üniversitesi Feinberg Tıp Fakültesi’nden Dr. Javier Menendez, oleik asidin kansere yol açan ve meme kanserli hastaların yaklaşık yüzde 30′unda bulunan HER-2/neu adlı onkojenin (kansere yol açan gen) etkisini önlediğini bulmuştur.

Sağlıklı ve lezzetli olması ile bilinen sızma zeytinyağı uzun süredir meşhur Akdeniz mutfağının mihenk taşı olarak ün kazanmıştır. Araştırmacılar devamlı olarak İspanya, Yunanistan, İtalya ve Fransa gibi geleneksel yeme tarzlarını sürdüren ülkelerde yaşayanların sadece uzun yaşamakla kalmayıp, Lida ile alınınca kilo verimine, kalp hastalığı, kanser ve diğer dejeneratif hastalıklara da daha az yakalandıklarını keşfetmektedir.

Zeytinyağındaki en önemli maddelerden biri, hücre zarı diye bilinen, hücrelerimizin dış tabakasının esnekliğinin sürdürülmesi için hayati önem taşıyan oleik asittir; zar esnek olduğu sürece besinler hücre içine girer ve hücre içindeki atıklar ise hücre dışına atılır.

Şeker Sizi Yaşlandırır

Cumartesi, 21 Kasım 2009

Diyabet ya da insülin direnci olan herkes hızlı bir yaşlanma sürecinin işaretlerini bekleyebilir. Aşırı insülin genetik malzemeniz, DNA’nın daha hızlı yıpranmasına yol açar ve bu da yaşlanma sürecini hızlandırır. Yapılan Araştırmalarda şeker hastalarının obeziteye yakalanma riskinin çok yüksek oludğu görülmüştür. Lida Yosun Kapsüllerinin şeker hastaları üzerindeki etkisi ise tartışılmazdır. Sizi obeziteden korurken şeker seviyesinizide belirli seviyede tutmanıza yarar. İncelemeler aynı zamanda insülinin kanser hücrelerinin büyümesini teşvik ettiğini gösteriyor. Tıpkı diyabetiklerin bildiği gibi, hiper insülin kalp hastalığının en güvenilir işaretidir, çünkü insülin “kötü” LDL ve “çok kötü” VLDL kolesterol seviyelerini yükseltir. (daha fazla…)

Okinawan Diyeti

Cumartesi, 14 Kasım 2009

Yaşlı ve çok yaşlı Okinawanlar doksanlarında ve hatta yüz yaşlarında bile emekli olmaz fakat meşgul olmayı sürdürürler; bahçe ile uğraşır, sosyalleşir, tarlalarda çalışır ya da el işçiliğiyle uğraşırlar. Yaşlı ve çok yaşlı insanlar saygı görür ve insanlar bu yaşlara ulaştığında kırmızı kıyafetlerle başarılarını kutlamak için sokaklarda dolaşırlar.
Yaşamın ileri yaşlarında da bir amaca sahip olmanın, jerontologlar tarafından kişinin gücünü koruduğuna ve uzun ömrü teşvik ettiğine inanılır. Emeklilikten sonra aktif kalmanın yaşlanma hızını büyük ölçüde etkilediği görülür.
Yüksek stres seviyelerinin yaşlanma sürecini hızlandırdığı ve hastalığa yol açtığı düşünülür, dolayısıyla Okinawanların son derece düşük stres seviyelerine sahip olmaları şaşırtıcı değildir. İnsanlar gevşemiş bir hızda yaşar, yerel olarak bu “Okinawan zamanı” olarak bilinir. Siz Okinawa’da aceleci ya da endişeli yüzler görmezsiniz; bunun yerine insanlar sokaklarda yürürken ya da tarlalarda çalışırken şarkı söyler.

Bunun sebebi Okinawa’da dışsal strese yol açan unsurların mevcut olmaması değildir. Adalılar II. Dünya Savaşı’nda büyük sefalet ve kayıplar yaşamışlardır, ayrıca ölüm ve boşanmalar da olmuştur. Fakat Centenarian Study araştırmacıları Okinawanlar’ın büyük özgüvene sahip olduğunu ve bundan asla “vazgeçmediklerini” ortaya çıkardı, bu da onların yaşamın krizleriyle iyi baş etmelerine izin vermektedir. Okinawanlar düzenli olarak meditasyon yapar, incelemeler bunun yaşlanma sürecini oldukça yavaşlattığını gösteriyor. Onlar ayrıca kuvvetli ruhani inançlara sahiptir, sorunlarını Tanrılar ve atalarıyla paylaşırlar. Okinawan kadınlarının özellikle güçlü spritüel inançları sonucunda büyük bir iyilik duygusuna sahip oldukları görülür.

Okinawanlar bir deyişe sahiptir, yuimaaru, karşılıklı yardımlaşma ve değiş tokuş anlamına gelir. Yaşlılar çoğunlukla yalnız yaşayıp sağlıklı bir bağımsızlık duygusunu sürdürseler de, dost ve ailelerinden bol şefkat ve özen de görürler ve komşular gerektiği takdirde birbirlerinin kapılarına yiyecek bırakır. Yuimaaru aynı zamanda doğa ile uyum içinde yaşamak ve insanlar ve çevre ile simbiosis fikrini de içerir.

Centenarian Study araştırmacılarına göre, yuimaaru kısmen bağışıklık sistemini güçlendirerek yaşam süresini uzatır ve hastalıktan korur. Ichariba chode herkesle sanki kendi akrabanızmış gibi etkileşim içinde olmak anlamına gelen bir ifadedir, böylece herkes sevildiğini ve istendiğini hisseder. İnsanlar sık sık sosyalleşir, birbirlerine kahvaltıya gider ya da akşamları müzik çalarlar.

Rafine Tahıllar Mı, Tam Tahıllar Mı?

Salı, 10 Kasım 2009

Rafine sözcüğü “istenmeyen unsurlardan arınmış” olarak tanımlanır. Bu kesinlikle tahıllar için de geçerli. Ne yazık ki rafine ederken atılan “istenmeyen unsurlar” arasında lifler, vitaminler, mineraller ve çeşitli başka mikro besin maddeleri ve fıtokimyasallar da bulunmaktadır.

Örnek olarak buğdaya bakalım. Buğday, Amerika’nın her yerinde ve parklarda yetişen bir otun akrabasıdır. Ortası boş sapı, çok sayıda buğday tohumunu sıkıca tutan bir tohum başına destek vermektedir. Atalarımız genellikle bu tahılları bitkiden geldiği gibi kullandı ve pek çok kişi hâlâ bu “buğday tanelerini” yemeklerinde ya da kahvaltılarında kullanıyor. Ancak günümüzde buğdayın çoğu işlemden geçiriliyor ve rafine ediliyor. Değirmenden geçirme işleminde buğday taneleri önce kırılıyor ardından bir dizi silindirden geçirilerek öğütülüyor. Bu şekilde, nişastalı, karbonhidrat yönünden zengin olan endosperm adı verilen merkez kısmı hem koyu renkli lifli kepekten hem de buğday rüşeymi adı verilen buğdayın embriyosundan ayrılır.

Öğütmenin her aşamasında bir şeyler yitirilir. Buğday rüşeymini ayırmak vitaminleri ve doymamış yağları uzaklaştırır. Kepekli dış yüzeyi ayıklamak lifleri, magnezyumu ve kepekteki vitaminleri atar. Tam buğday taneleri beyaz una dönüştüğünde, elde edilen ürün hem kelime anlamıyla hem de besinsel açıdan orijinalinin ancak soluk bir gölgesidir.

Eğer tam tahıllar bu kadar sağlıklıysa neden bunları yemeyi bıraktık ve rafine edilmiş tahıllara geçtik? Bu kısmen algıyla ilgili. Buğdayı rafine etmek mümkün hale geldiğinde, bu tam tahıl ununa göre daha katışıksız olduğu savıyla pazarlandı. Başlangıçta, beyaz un (francala) yüksek sınıfa mensup olanlar için bir modaydı. Beyaz unla yapılan ekmek ve hamur işleri tam tahıllı olandan yapılanlara göre daha hafif ve puf puftu. Zamanla beyaz un üst sınıfa geçmenin sembolü oldu. Tam buğday unundan beyaz una geçişte depolama da etkili oldu.